Endüstri Devriminin kimyaya başlattığı ilgi, yeni metallerin keşfine ve bunların kullanım alanlarının bulunmasına yol açtı.  Buna rağmen metalik cevherlerin yeni kaynaklarının bulunması için herhangi bir zorunluluk veya gereksinim yoktu.  Kaynaklar yeterliydi, şans eseri yapılan bulgular da mineral keşiflerini arttırıyordu.

1849 yılında Kaliforniya’da altının  şans eseri bulunması dünyada aramalara ilgiyi arttırdı. Kaliforniya altına hücum eden herkesi barındıracak kadar büyük değildi.  O nedenle pek çok kişi başka bölgelere dağıldı.  Kolarado ve Nevada’da altın bulundu, bazıları batı ve doğu Avustralya’da altın buldu, Afrika’ya gidenler altını Witwatersrand ve  şimdiki Zimbabwe’de buldu.  Altın Alaska’da, Klondike’da ve batı Pasifik’deki adalarda da bulundu. Bakır, batı A.B.D.’de, Avrupa ve Avustralya’dakilerden çok daha fazla miktarda bulundu. Önceleri cevher, Devon, Cornwall ve  İrlanda’daki cevherlerle birlikte işlenmek üzere Britanya’ya gönderildi.  Ancak kısa bir süre sonra tesisler maden sahalarının yakınlarında inşa edildi.  Avrupa metal fiyatları düştü ve  İngiliz madenciliği darbe yedi.  Daha sonra güneydoğu Asya’da ucuza işletilen çok büyük miktarda kalay cevheri bulundu, Avrupa kalay endüstrisi battı.  Potansiyel metal kaynakları tüm dünyada arttı.

Metal endüstrisi 20. yy.’a girerken, endüstrinin gelişmesine paralel olarak metal aramaları da arttı.  Ancak aramalar çok sınırlı jeoloji bilgisine sahip mühendisler tarafından yapılıyordu. Daha sonraki yıllarda gittikçe artan sayıda jeolog aramalarda görev aldı. Bu jeologlar öylesine başarılı oldular ki mevcut bakır eksikliğini potansiyel bakır fazlasına dönüştürdüler.